İSTİKLAL MARŞIMIZ VE MEHMET AKİF ÜZERİNE SÖYLEŞİ Milli Marşımız ve Milli Marşımızın şiirini yazan şairimiz Mehmet Akif Ersoy ile ilgili söyleşimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ediyorum 16.03.2014 16:38:19
Berhan Levent Bıyıkoğlu

Milli Marşımız ve Milli Marşımızın şiirini yazan şairimiz Mehmet Akif Ersoy ile ilgili söyleşimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ediyorum. Bu arada tarih alanında “Milli Mücadele’de Antalya” adlı tezinizle bilim doktoru olduğunuzu öğrendik, bu akademik başarınızı ve unvanınızı da gazetemiz adına kutluyoruz.

Öncelikle ben de çok teşekkür ederim. Ancak, ben şunu başta ifade etmeliyim. Bir edebiyat araştırmacısı değilim. Türk kültürü, kültürün stratejik önemi ve boyutu ile Cumhuriyet tarihi üzerine çalışmalar yaptım ve yapmaktayım. Sorularınıza cevap verebilirsem bundan mutluluk duyarım. Bilim doktoru olmam hususunda da iyi dilekleriniz için çok teşekkür ediyorum. 

12 Mart günü malum tarihimizde çok önemli bir gün. 12 Mart 1921 tarihinde İstiklal Marşımız milli marşımızın şiiri olarak kabul edilmiş. Öyle değil mi?

Kuşkusuz lütfettiğiniz gibi, bu gün tarihimizde çok önemli. Hatta mart ayının ikinci haftası demek daha doğu olur belki de. Çünkü, 12 Martta İstiklal Marşı şiirimiz yüce meclisimizde alkışlarla kabul ediliyor. 18 Martta da Çanakkale’de bir destan yazıp boğazlardan düşmana geçit vermeyip düşmanı geldikleri gibi gönderiyoruz. Bu bakımdan mart ayı Türk Tarihinde çok önemli. 

Tabi Türkler dünyanın en köklü ve geçmişi en derin milletlerinden biri. Asya’dan Avrupa’ya, Avrupa’dan Afrika’ya kültürlerini yaymışlar, Dünya Medeniyetinin gelişmesinde çok mühim katkılarda bulunmuşlar. Bu kadar derin ve o nispette geniş bir hakimiyet alanına sahip olmuş bir milletin muhakkak çok önemli günlerinden birisi de hiç kuşkusuz İstiklal Marşı şiirimizin kabulü günü olsa gerek. Çünkü, bana göre İstiklal Marşı şiiri Çanakkale Savaşları ile farkına vardığımız “Millet olma” şuurunun İstiklal Harbimizde yansımasıdır. Bu bağlamda düşündüğümüzde İstiklal Marşı geçmişimizin de geleceğimizin de en önemli şuur miğferidir. Çünkü bu milli şiirimizi okuyan onun içinde kendini bulur. Kendini diyorum  kendinden kastım; kültür, edebiyat, tarih, ezel, ebed, savaş, barış kutsal… Yani bize lazım olan, yararlı olanların hepsi.

Hocam “Millet olma Şuuru” dediniz bundan kastınız nedir?

Evet millet olma şuuru toplumlar için çok önemli. Bakınız Osmanlı İmparatorluğu tam 619 yıl dünya tarihine yön vererek yaşadı. 1590’larda Osmanlı devletinin hakimiyet alanı yaklaşık 20 milyon km kareye dayanmıştır. Demem o ki, Osmanlı Devleti çok geniş bir alana sahip olmuş olmakla beraber beraberinde çok uluslu bir yapıya da sahip olmuştur. Ancak, 1789 Fransız İhtilali’nin getirdiği fikri rüzgar beraberinde Osmanlı Devletini de yıkan önemli unsur olmuştur. 1915’te Çanakkale’de savaşırken çok büyük oranda şu andaki vatan coğrafyamızda yaşayanlarımızın ataları ile bu savaşı kazandık. Yani Çanakkale Savaşlarında Anadolu insanı millet olma şuuruna ermiş milli birlik ve beraberlik içerisinde Mustafa Kemal önderliğinde çelikten bir yumruk olarak bağımsızlığına kavuşmuştur. 

Evet hocam, asıl söyleşi konumuza gelmek istiyorum. İstiklal Marşı deyince ne anlamalıyız?

Bence İstiklal Marşı şiiri hakkında konuşmadan önce Şiirin yazarı büyük Şair Mehmet Akif’ten bahsetmek gerekir diye düşünüyorum. 

Nasıl isterseniz hocam. Mehmet Akif deyince aklımıza ne gelmeli?

Evet. Akif Türk Edebiyat tarihinin yetiştirip tarihe armağan ettiği en büyük şairlerimizden. Sanatında kullandığı dili, tarihi, kültürü, inancı…kusursuz bir şair. Bu bakımdan Akif’e yazdıkları ile yaşadığı dönemin duayeni demek daha doğru olur sanırım. Büyük bir ilim, fikir, sanat ve siyaset adamı. Mükemmel ve dosdoğru da bir devlet memuru. Bu yönleri ile gençlerimizin örnek alacağı, kendilerine yol haritası yapabileceği ender insanlardan birisi kanaatimce. Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim’in ifadesi olan “Emrolunduğunuz gibi dosdoğru olunuz” ayetine uygun bir hayat yaşamayı kendine düstur edinmiş bir kişi. Hafızam beni yanıltmıyorsa uzun süre, 20 yıldan fazla bir süre, devlet memurluğu vazifesi yapmış Akif. Memurluk vazifesi döneminde hiçbir arkadaşına kara leke ya da iftira atmadığı gibi hiç yalan söylememiş bir örnek kişi. Yine Peygamber efendimizin: “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” sözüne istinaden haksızlıklar karşısında hiç susmamış adeta göğsünü ve kalemini çelikten bir miğfer, doğruluktan bir mızrap yapmıştır.

Öyle ki bir şiirinde: “Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem.

Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.

Üç buçuk soysuzun ardından kalkıp zağarlık yapamam.

Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.”

Demesi doğruluk ve dürüstlüğünün en önemli göstergelerinden biridir bence.

Diğer taraftan Akif’i iyi anlatmak lazım. Akif’in adı İstiklal Marşı şiirimizin altında bir sembol olarak kalmamalı. Haleflerimiz Akif’i iyi tanımalılar, onlara Akif iyi tanıtılmalı. İstiklal Marşı şiirini, Çanakkale Destanını, Neslim dediği “Asım’ı”, “Asım Akif için ideal gençtir biliyorsunuz.”, Neslimiz Safahatı görmeli ve muhteviyatını bilmelidirler diye düşünüyorum. Muhteviyatı dedim. Çünkü, Safahat: Köyden şehre, fakirden zengine,  inanandan inanmayana her neviden tasviri, hikayeyi barındırır içinde. Bu bakımdan Akif’i karakter ve eserleri yönüyle iyi tanımak lazım diye düşünüyorum.

Biraz da Akif’in hayatından bahseder misiniz hocam?

Elbette. Milli şairimiz İstanbul’un Fatih semtinde 1873 yılında dünyaya gelmiş. Babası Tahir Efendi’dir. (Tahir Efendi o dönemde Fatih Medresesi Müderrislerindendir.) İlk eğitimini ve terbiyesini babasından alır. Dört yaşında mahalle mektebine başlar. Kısa zamanda zekası ile sivrilir. Fatih Rüştiyesine kaydını yaptırır. Daha sonra Mektep-i Mülkiye Lisesi’ne geçer.  İleriki eğim dönemlerinde Arapça, Farsça, Türkçe ve Fransızcayı çok iyi bir şekilde öğrenir. Akif takriben 14-15 yaşlarında babasını kaybetmiştir. Babasını kaybetmesinden birkaç sene sonra da evleri yangında yanmıştır (1889). Bundan dolayı zor günler geçirmiştir. Zor günlerinde o dönemde okumakta olduğu mülkiye rüştiyesini bırakmak zorunda kalmış, Baytar mektebine kaydını yaptırmış ve bu okulu birincilikle bitirmiştir. Okulundan mezun olduktan sonra ülkenin değişik yerlerinde devlet memurluğu görevi yapmıştır. Rumeli’de, Arnavutlukta, Anadolu’da, Arabistan’da çeşitli görevlerde bulunmuştur. 1898 yılında İsmet Hanımla evlenmiştir. Bu evlilikten üç kız üç erkek çocuğu olmuştur. Akif edebiyat üzerine yazmalarına erken yaşlarda başlamıştır. Arkadaşı Eşref Edip’le birlikte Sırat-ı Müstakim, Sebilürreşat dergilerini çıkarmıştır. Uzun yıllar Sebilürreşat Dergisinde başyazar olarak yazılar yazmıştır. İstiklal Harbimiz döneminde Anadolu’yu şehir şehir dolaşarak milli mücadelemize destek vermek için halkı bilinçlendirmek maksadı ile vaazlar vermiş, halka konuşmalar yapmıştır. Bir dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Burdur mebusu olarak görev yapmıştır. Son olarak Mısır’a gitmiş ve 1936 yılında hasta olarak Mısır’dan dönmüş 27 Aralık 1936 tarihinde vefat etmiştir.

Mehmet Akif’le ilgili okuduğunuz, bildiğiniz bir anı var mı?

Evet var. Mithat Cemal KUNTAY’ın yazmış olduğu bir kitap var. İş Bankası yayınlarından çıktı. “Mehmet Akif’in Hayatı, Seciyesi ve Sanatı” adını taşıyor. Bu kitapta Akif’le ilgili olarak Kuntay bir anısını anlatıyor. Diyor ki. Mehmet Akif Baydar mektebinde okurken sınıfından Hasan Efendi ile Akif sıkı arkadaş olmuşlar. Bir gün Akif’le Hasan Efendi konuşurlarken birbirlerine söz vermişler. Demişler ki İlerde evlenince çocuk sahibi olunca hangisi önce ölürse ölenin çocuklarına arkada kalan bakacaktır. Aradan yıllar geçmiştir. Akif de Hasan Efendi de evlenip çocuk sahibi olmuşlardır. Mehmet Akif Tarım bakanlığında genel müdür yardımcısı olarak çalışmaktadır. Tarım Bakanı Akif’in genel müdürünü Akife göre haksız yere görevinden aldığında Akif de istifa etmiş o günlerde işsiz kalmıştır. Ve maddi sıkıntı çekmektedir. Mithat Cemal Kuntay da sık sık Akif’in evine ondan bir şeyler öğrenmeye ve kitap okumaya gitmektedir. Bir gün öğle vakti Akif’in evinde her zamankinden fazlaca çocuk görür. Ev kalabalıklaşmıştır. Ve evde çocuklar adeta ortalığı altüst etmektedirler. Kuntay Akif’e sorar. “Kimin bu yavrular.” der.  Akif önce cevap vermez ve sonra cevap verir. “Benim der.”  devam eder: “Hasan Efendi öldü de…” mektepte verdiği sözü unutmamış yerine getirmiştir.

Akif deyince şiir akla geliyor hocam. Ama farklı bir şiir sohbet eder gibi, nasihat dinler gibi bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Haklısınız. Akif demek şiir demektir. Tarihimizi, kültürümüzü, inancımızı içinde bulduğumuz mısralarının gölgesinde serinlediğimiz, kendimize şekil verdiğimiz şiirler.  Akif diyor ki: “Şiir için gözyaşı derler. Onu bilmem yalnız aczimin giryesidir bence bütün asarım. Ağlarım ağlatamam. Hissederim söyleyemem. Dili yok kalbimin ondan çok bizarım. Oku şayet sana hisli bir yürek lazımsa. Oku, zira onu yazdım iki söz yazdımsa.” diyor. Ne güzel söylüyor. Şairi şiirinden tanıyorsunuz. Kendinizi şiirin içinde buluyor şiirlerinde bütünleşiyorsunuz Akif’in. Onun şiirlerini bir anahtar olarak görüyorum ben. Tarihinizi, kültürünüzü, değerlerinizi açıyorsunuz, kendinizi içinde buluyorsunuz. Bu bence önemli.

Bir başka yönü ile Akif’in şiirleri muhteşem bir mazi, edebi bir gelecek muhteva etmektedir. O şiirde tarihe yer verir ve tarihi ders alınacak bir nasihat olarak görür. Akif’te tarih şuurunun derinlere dayandığını ve bir bütünlük arz ettiğini görürüz. O tarihi derinlik ve bütünlüğümüz için: “İki üç balta ayıramaz bizi mazimizden. Ağacın kökleri mademki derindedir cidden.” diyor. Akif’te tarih şuuru bir nesilde ve gelecekte olması gereken en önemli unsur olarak karşımıza çıkar. Öyle ki Akif : “Mazisi yıkık milletin atisi olamaz” diyor. Yani mazi (geçmiş, tarih) iyi bilinmeli.

Akif’te tarih şuuru nasıldı hocam?

Akif’in eserlerinde bir uçurum yok, bir tereddüt yok. Onun şiirlerini okuyan muhteşem bir tarihi derinlik o ölçüde muhteşem bir gelecek içinde buluyor kendini. Onun tarihe bakışı da önemli. O, tarihi, örnek alınacak sağlam bir kaynak olarak görüyor bence. Aslına bakarsanız Türk Tarihini çok iyi bilmesi de eserlerini o nispette kıymetlendirmiştir Akif’in. Diyor ki: “İki üç balta ayıramaz bizi mazimizden.

Ağaçların kökleri mademki derindedir cidden.”

Diğer taraftan tarih şuurunu milletin var olması için elzem bulan Akif: “Mazisi olmayanın atisi olmaz” diyor. Akif tarihi çok iyi bilen be tarihi derinliğimize de sürekli vurgu yapan bir şair olduğuna göre bu sözden maksadı bana göre “Gençlerin tarihlerini çok iyi bilmeleri” isteğinden kaynaklanmalıdır. Bu muhteşem tarih şuuru ve gelecek değil midir? Yine Akif 5 Şubat 1330 (1912) tarihinde kaleme aldığı “Uyan” adlı eserinde tarih bilgisizliğinden adete şikayet ediyor. Diyor ki: “Bunca zamandır uyudun, kanmadın.

Çekmediğin kalmadı, usanmadın.

Çiğnediler yurdunu baştanbaşa

Sen yine bir kere kımıldanmadın.” Evet muhteşem sözler bunlar.

Mehmet Akif nasıl bir insandı hocam?

O gerçekten örnek alınacak Türk büyüklerindendir. İyi bir düşünür, iyi bir devlet memuru, iyi bir vekil, iyi bir aile babasıdır. Araştırmacı, vatanına ve devletine bağlı bir insandır. Başladığı işi en dürüst bir şekilde bitirmeye gayret etmiştir. Arkadaşlarına akrabalarına karşı vefalı bir insandır. Sağlam bir iradesi vardır. Merttir, sözünün eridir. Düşmanından bile intikam almayı mertliğe aykırı bulan derin fikir insanıdır. Verilmiş bir sözü yazılı bir belge gibi kıymetli saymıştır. Verdiği sözü mutlaka tutmuştur. Çok okuyan bir insandır. Sürekli okumuş tahsil yapmış kendini yenilemiştir. Hatta bir ara Mısırda Edebiyat Profesörlüğü görevinde bulunmuştur. Bilgisi olduğu kadar mütevazi olup bilgili insanlara saygı duyan bir tevazu örneğidir Akif. En önemlisi Akif cehalet ve taassubun düşmanıdır. O bir sözünde: “Bir eski eskiliğinden dolayı atılmaz, ancak fena olursa atılır, Yeni de yeni olduğu için alınmaz faydalı olduğu için alınır.” Demiştir. Evet Akif böyle bir insan yani örnek bir insan.

Hocam biraz da Akif’in Eserlerinden bahsedelim mi?

Tabi ki nasıl isterseniz. 

Mehmet Akif’in eserleri hakkında bilgi verir misiniz?

Tabi ki. Üstat Akif’in eserlerinin muhtevası ve kaleme alındığı dönem fevkalade önemli. Akif eserlerini İstiklal Harbimizin (19 Mayıs 1919’dan-11 Ekim 1922’ye kadar) en sıcak dönemlerinde kaleme almıştır. Bu dönemin Anadolu’da ümit ile ümitsizliğin çarpıştığı ve ümitsizliğin galip geldiği bir dönem olarak adlandırılabilir. Bu dönem Mustafa Kemal ve silah arkadaşları tarafından başlatılan bağımsızlık için emsali dünyada görülmemiş bir mücadelenin başlamasıyla yerini ümide bırakmıştır. Ve nihayet Anadolu’yu işgal eden devletler büyük önderimiz Mustafa Kemal’in üstün savaş komuta yeteneği ile I. İnönü, II. İnönü, Sakarya ve Büyük Taarruzlarla İstiklal Harbimiz kazanılmıştır. İşte Akif eserlerini bu dönemde meydana getirmiştir. Öyle ki Akif’in eserleri bu bağlamda ümit, yüksek moral ve bağımsızlık için var kalma mücadelesi muhteva etmektedir. Akif eserlerini Safahat adı altında toplamıştır. Safahat Mehmet Akif’in yayınlamış olduğu şiir kitaplarının birleşmesi ile oluşmuştur. Şiir kitaplarının birleşmesidir de denilebilir. Safahatta yedi şiir kitabı vardır. Bunlar: Safahat, Süleymaniye Kürsüsünde, Hakkın Sesleri, Fatih Kürsüsünde, Hatıralar, Asım ve Gölgeler. Tabi Akif’in kaleme aldığı en önemli eser milli marşı şiirimizdir.

Hocam yeri gelmişken İstiklal Marşı şiirimizin kabul sürecine gelmek istiyorum müsaadenizle.  

Tabi buyurun lütfen.

İstiklal Marşı şiiri yarışması Kurtuluş Savaşı esnasında nasıl ortaya çıktı sizce?

Bu soru çok önemli. Yukarıda İstiklal Marşı için “…gelecek” dedim hatırlarsanız. Evet Anadolu, Anadolu bir değirmen. Anadolu tarihine baktığınızda üstünde yaşattıklarına uzunca hayat hakkı tanımadığı görülüyor. Bir değirmen gibi yutmuş hep üzerinde yaşayanları, uzun hayat hakkı tanımamış onlara. Tabii biz Türkler hariç. Tarihte bu kutsal vatana en uzun süre biz hakim olabilmişsiz. İnşallah Akif’in tabiri ile ebediyen bu vatanda hakim ve bağımsız yaşayacağız.

Evet. Siz yukarıda kurtuluş savaşı dediniz. O dönemi yaşayanlar ekseriyetle hatıralarında o döneme “İstiklal Harbi” diyorlar. Tabi yine Akif’in deyimi ile “Ezelden beridir hür yaşamışsanız…” İstiklal sizin için bir yol haritası oluyor. Bu bağlamda İstiklal Marşı şiiri yarışması bir gelecektir. Hangi yönünden bakarsanız bakın, neresinden tutarsanız tutun zerre kadar şüphe damlamayan bir istiklal. Evet istikbalimiz için İstiklal Marşı şarttı kanaatimce o dönemde.

Hocam biraz ne kastettiğinizi biraz açar mısınız?

Tabi. Bakınız. İstiklal Marşı şiiri yarışması kabul edilişinden yaklaşık 6 ay önce açılıyor. Peki bu fikir nerden doğuyor? O dönemde Albay İsmet Bey hem Genel Kurmay başkanı vekili hem de batı cephesi kumandanı. Dönemin Milli Eğitim Bakanı da Rıza Nur. Albay İsmet Bey Ankara’ya 1920 ortalarında ziyarete gelir. Ziyaretinde dönemin Milli Eğitim Bakanı Rıza Nur’a “Milli Mücadelemiz esnasında Askerleri cephede coşturacak, onlara kimliklerini ve tarihlerini içinde bulduracak, milli azim ve imanı besleyecek…” bir istiklal marşının olmasının öneminden bahseder. Teklif Milli Eğitim Bakanlığı tarafından benimsenir ve İstiklal Marşı şiirinin yazılması için bir komisyon kurulur. Milli Marş şiiri yazımı için bir yarışma açıldığı bir genelge ile ülke geneline duyurulur. 7 Kasım 1920 tarihinde ise Hakimiyet-i Milliye gazetesi ile yarışma tüm ülkeye duyurulur. Yarışma için yazılan şiirler oluşturulmuş olan komisyona 23 Aralık 1920’ye kadar teslim edilecek ve birinci seçilen esere 500 lira ödül verilecekti.

Yarışmaya katılabilmek için bir şart var mıydı?

Hayır. Yarışmaya katılmak için tek şart vardı: “Türk Milli Mücadelesini anlatan bir özelikte olması”. Zaten yarışma duyulur duyulmaz ülke genelinde şairlerimiz, meclisteki vekillerimiz, gönlünde vatan ve memleket sevgisi olup eli kalem tutanlar sarılmışlardır kalemlerine.

İstiklal Marşı şiiri yarışmasına kaç şiir katılmıştı?

Yarışma açılıp bakanlık genelgesi ile gazetelerden yurda duyurulunca kısa sürede meclisteki İstiklal marşı Şiiri yarışması Komisyonuna 724 şiir gönderilmiştir.

Peki Akif bu yarışmaya katılmış mıdır?

Hayır. Akif o dönemde Burdur mebusudur. Meclisteki komisyona verilen şiirler arasında Akif’in şiiri yoktur. Akif buruktur, üzüntülüdür.

Neden?

Akif İstiklal Marşı şiiri bir yarışma ile tespit edilmeye çalışıldığı için üzüntülüdür ve yarışmaya katılmamıştır.

Bunu nerden anlıyoruz hocam?

İstiklal Marşı şiiri yarışması ve seçimleri esnasında Milli Eğitim bakanı değişmiş yerine Hamdullah Suphi TANRIÖVER gelmiştir. Akif’in yarışmaya katılmaması Hamdullah Suphi TANRIÖVER’in dikkatini çekmiştir. Bunun üzerine Akif’in neden bu yarışmaya şiir göndermediğini araştırması için Hem kendisinin hem de Akif’in yakın arkadaşı olan Hasan Basri ÇANTAY’ı görevlendirmiştir. Hasan Basri Akif’i ziyareti esnasında: “Üstadım neden İstiklal Marşı şiiri yarışmasına katılmıyorsunuz?” deyince, Akif cevaben biraz da sinirlenerek: “Milletimizin bağımsızlığını para ile mi yazacağım?” demiştir. Buradan anlaşılıyor ki Akif’in yarışmaya katılmak istemeyişinin nedeni para ödülü idi. Sonunda Milli Eğitim Bakanlığı Akif’in yarışmaya katılmama gerekçesi olan para ödülünü Akif için kaldırıldığını beyan edince Akif ikna olarak İstiklal Marşı şiirini yazmaya başlamıştır.

Akif şiiri nerde yazmıştır hocam?

Az öncede belirttiğim gibi Akif o dönemde Burdur mebusudur. Birkaç mebus arkadaşı ile Taceddin dergahında kalmaktadır. Akif 41 mısralık o eşsiz eserini Taceddin dergahında isli lambasının altında İnönü Savaşlarının yapıldığı dönemde umut ile umutsuzluğun çarpıştığı bir dönemde umudundan zerre kadar kaybetmeden şiirini yazmıştır. Şiir 7 Şubat 1921 tarihinde tamamlanmıştır.

Yazılan şiir 17 Şubat 1921 tarihinde ise Sebilürreşet ve Hakimiyet-i Milliye gazetelerinde yayınlanmıştır. “Kahraman Ordumuza” şeklinde ithafla yayınlanan şiir büyük beğeni toplamıştır.

İstiklal Marşı Mecliste nasıl karşılanmıştır?

1 Mart 1921 tarihinde İstiklal Marşı şiirinin görüşmelerine geçilmiştir. Oturumu bizzat Mustafa Kemal açıp yönetmiştir. Mustafa Kemal’in açılış konuşmasından sonra kürsüye Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi TANRIÖVER gelmiş o gür ses ile istiklal Marşı şiirini okumaya başlamıştır. Şiirin ilk cümlesinde:

Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak mısrası ile birlikte salonda büyük bir alkış kopmuştur. Tüm vekiller ayağa kalkmış ve o eşsiz şiiri ayakta alkışlamışlar ve duygu seli içerisinde dinlemişlerdir. İstiklal Marşı şiirinin özellikle

Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal!

Doğacaktır sana vaat ettiği günler hakkın.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

Mısraları dakikalarca alkış almıştır.

O gün İstiklal Marşı Şiiri defaatçe okunmuştur. Büyük önderimiz Mustafa Kemal’de milli şiirimizi ayakta dinlemiş sürekli şiiri alkışlamıştır. 12 Mart 1921 tarihinde ise Meclis İstiklal Marşı şiirini kabul için toplanmış, bu oturuma Adnan Adıvar başkanlık etmiştir. 12 Mart günü İstiklal Marşımızın şiiri oybirliği ile milli marşımızın şiiri olarak kabul edilmiştir.

Akif yarışmaya konulan para ödülünü almış mıdır hocam?

Hayır yarışma parası olan 500 lira Darülmesai isimli derneğe bağışlanılmıştır. İstiklal Marşı şiiri kabul edildikten sonra ilginç bir olay yaşanır. Anlatmak isterim müsaadenizle. Şiir okunurken Akif çok mahcuptur. En arka sırada oturmuştur. Oturum kapandıktan sonra sessizce dışarı çıkar. O esnada Hamdullah Suphi ile karşılaşır. Hamdullah Bey: “Hocam çok güzel yazmışsınız der tebrik eder Akif’i. Akif de: “Ben güzel yazdım mı bilmem ama sen gerçekten güzel okudun diye mütevazilik içinde bir cevap verir. Evet, hem Akif mükemmel yazmıştır hem Hamdullah Suphi Tanrıöver o gür sesi ile mükemmel okumuş hem de dönemin vekilleri ayakta gözyaşı ve alkışlarla dinlemişlerdir. Böyle mükemmel bir milli marş şiirine sahibiz.

Evet hocam son olarak ne söylemek istersiniz.

Bir defa şunu altını çizerek belirtmekte fayda var. Milli mücadelemizi bilmeden İstiklal Marşımızı anlamamız mümkün değil. Yani tarih bilmeli, milli tarihimizle şuurlu hale gelmeliyiz. Çanakkale Savaşlarında, İstiklal Harbinde sakalı bile çıkmamış gencecik evlatlarının koşarak üç aylık savaş sanatı eğitiminin ardından vatanın bağımsızlığı uğruna cepheye gittiklerini, 16-17 yaşlarındaki gencecik yavruların ölümü göze aldıran vatan sevgilerini, Sakarya meydan muharebelerinde şehit düştükleri için bir yıl mezun veremeyen liseleri iyi anlatmalıyız çocuklarımıza.

Aklıma gelmişken bir olay daha anlatayım Akif’le ilgili yukarıda da belirttik. Milli şairimiz Akif 27 Aralık 1936 tarihinde vefat ediyor. Akif’in:

“Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince,

Günler şu heyulayı da er geç silecektir.

Rahmetle anılmak ebediyet budur amma,

Sessiz yaşadım kim beni nerden bilecektir?” Sözünün tersine Şair Şeref Bey’in cevabıyla” Akif sana bugün alemde bir vatan ağlar.” Denmelidir. Bu da ancak Akif’i tanımak ve tanıtmakla mümkün olur.

Çok teşekkür ediyorum hocam zaman ayırdınız.

Ben de teşekkür ederim... Bu söyleşi vesilesi ile büyük üstat’a ve milli mücadelemizi kazanmamızda emeği geçen başta büyük önderimiz Mustafa Kemal olmak üzere bütün şehit ve gazilerimizi minnetle anıyorum. 

Dr. Orhan Çeltikci  E-mail: oceltikci@hotmail.com

Berhan Levent BIYIKOĞLU

Sivil Toplum ve Diyalog Merkezi

2783 kez okundu
Henüz onaylanmış bir yorum yok.
 1 2 3  

İletişim Bilgileri
İrtibat    : Elmalı mh 7 Sokak Zaman İşhanı
               Kat 4 Daire 42 Muratpaşa Antalya
Tel        : 0 242 248 59 60 / 0 532 293 14 55
E-Posta : siviltoplummerkezi@gmail.com